Hoşgeldiniz: iSLAMKENT
  Hosgeldin Misafirimiz, Giris veya Kayit anasayfa  ·  hesabınız  ·  dosyalar  ·  islami forum  ·  iletişim  

  Ana Menü
  Anasayfa

 Kuran-ı Kerim :
       Kuran-ı Kerim
       Tefsir (Elmalılı)
       Kısa Sureler
       Kuran Oku - Dinle
       Elifba
       Tecvid Dersi
 Siyer ve Sünnet :
       Kütübi Sitte
       Kuranda Peygamberler
       Hadislerle İslam
       Hac ve Umre
       Veda Hutbesi
 İslami Bilgi :
       Dinimi Öğreniyorum
       Temel Bilgiler
       Namaz Rehberi
       Namazla Diriliş
       Derin Bilgi
       Risale-i Nur
       İhtida Öyküleri
       İslam Tarihi
       Esmaül Hüsna
       Esmaül Hüsna (Slayt)
 Genel :
       Hikayeler
       Şiirler
       Anketler
       Dosyalar
       Gazeteler
       Yazı Arşivi
       İletişim
       Bizi Tavsiye Edin

  Derin Bilgi
Toplam Yazı: 56
Toplam Kategori: 17
Toplam Okuma: 686211



 Kur'an'da Şefaat, Ah..
 Hz. Peygamber ve Yap..
 Tasavvuf Üzerine Düş..
 Mü'minlerin Ahlakını..
 Allah (c.c) Kimleri ..
 Cehennemsiz Olmaz mı..
 Mahremiyet ve Tesett..
 Peygamber Duaları..
 Üstünlük Ölçümüz Tak..
 Büyük Aldanış: Dünya..


 Kadınlarla Tokalaşma..
 Hızır (a.s) Kimdir?..
 Peygamber Duaları..
 Kabir Hayatı Var mıd..
 Kur'an Okumaya Başla..
 Nazar Kavramı..
 Ahirete İmanın Bedel..
 Allah'ı (c.c) Gereği..
 Nuh (a.s) ve Tufan..
 Büyük Aldanış: Dünya..

  Esmaül Hüsna

"O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Haşr-24)"

ALLAH
(Uluhiyete mahsus sıfatların hepsini kendinde toplayan İsm-i Azam)

RAHMÂN
(Bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden)

RAHÎM
(Çok merhamet eden, nimet veren)

MELİK
(Bütün kainatın tek sahibi ve mutlak hükümdarı)

KUDDÛS
(Hatadan, gafletten ve her eksiklikten münezzeh)

SELÂM
(Esenlik veren, kullarını selamete çıkaran)

MÜ'MİN
(Gönüllere iman ışığını veren, vaadine güvenilen)

MÜHEYMİN
(Kainatın bütün işlerini gözetip yöneten)

AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)

CEBBÂR
(İradesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan)

MÜTEKEBBİR
(Her şeyde büyüklüğünü gösteren)

HÂLIK
(Büyün mevcudatı takdirine uygun şekilde yaratan)

BÂRİ'
(Bir model olmaksızın canlıları yaratan)

MUSAVVİR
(Her şeye şekil ve özellik veren)

GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahları bağışlayan)

KAHHÂR
(Her şeye her istediğini yapacak şekilde galip ve hakim)

VEHHÂB
(Karşılık beklemeden bol bol veren)

REZZÂK
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren)

FETTÂH
(Zorlukları kolaylaştıran ve iyilik kapılarını açan)

ALÎM
(Herşeyi çok iyi bilen)

KÂBID
(Rızkı tutan, canlıların ruhunu alan)

BÂSIT
(Rızkı genişleten, ruhları bedenlerine yayan)

HÂFID
(Alçaltan, zillete düşüren)

RÂFİ'
(Yukarı kaldıran, yükselten)

MUİZ
(Yücelten, izzet ve şeref veren)

MÜZİL
(Alçaltan, zillet veren)

SEMİ'
(Her şeyi işiten)

BASÎR
(Her şeyi gören)

HAKEM
(Son hükmü veren)

ADL
(Mutlak adalet sahibi, çok adaletli)

LATÎF
(Yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan)

HABÎR
(Her şeyin iç yüzünden haberdar olan)

HALÎM
(Acele ile ve kızgınlıkla muamele etmeyen)

AZÎM
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

GAFÛR
(Bütün günahları bağışlayan)

ŞEKÛR
(Az iyiliğe çok mükafat veren)

ALÎ
(İzzet, şeref ve hükümranlik bakımından en yüce, aşkın)

KEBÎR
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)

MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)

HASÎB
(Kullarının her yaptığını bilen, onları hesaba çeken)

CELÎL
(Azamet sahibi)

KERÎM
(Lütuf ve keremi çok bol ve çok geniş)

RAKÎB
(Büyün varlığı gözetleyip, kontrol eden)

MÜCÎB
(Dualara karşılık veren)

VÂSİ'
(İlmi ve merhameti herşeyi kuşatan)

HAKÎM
(Bütün emirleri ve işleri hikmetli olan)

VEDÛD
(Kullarını çok seven, sevilmeye gerçekten layık olan)

MECÎD
(Şanı büyük ve yüksek)

BÂİS
(Ölümden sonra dirilten)

ŞEHÎD
(Bütün zamanlarda ve her yerde, hazır ve nazır)

HAK
(Varlığı hiç değişmeden duran)

VEKÎL
(Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran)

KAVÎ
(Gücü bizzat kendinden olan, kudretli)

METÎN
(Her şeye gücü yeten, güçlü)

VELÎ
(Sevdiği kullarının dostu)

HAMÎD
(Ancak kendisine hamdedilen, övülmeye layık)

MUHSÎ
(Her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen)

MÜBDİ'
(İlkin yaratan)

MUÎD
(Tekrar yaratan)

MUHYÎ
(Hayat veren)

MÜMÎT
(Ölümü yaratan)

HAY
(Ebedi hayatta diri)

KAYYÛM
(Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kainatı idare eden)

VÂCİD
(Dilediğini dilediği zaman bulan, müstağni)

MÂCİD
(Şanı büyük ve yüksek)

VÂHİD
(Sıfatlarında, özelliklerinde tek ve biricik olan)

SAMED
(Tüm ihtiyaçların, niyetlerin, övgülerin, yakarışların yöneldiği eşsiz kudret) 

KÂDİR
(Her şeye gücü yeten, kudretli)

MUKTEDİR
(Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunan)

MUKADDİM
(İstediğini öne alan)

MUAHHİR
(İstediğini geriye bırakan)

EVVEL
(Varlığının başlangıcı olmayan, ilk)

ÂHİR
(Varlığının sonu olmayan, son)

ZÂHİR
(Her şeyde tecelli eden. Tüm yarattıklarında, kendisinden görülebilir izler, işaretler bulunan)

BÂTIN
(Gözle görülemeyen, her şeyde kendinden bir güç bulunan)

VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)

MÜTEÂLÎ
(İzzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, aşkın)

BERR
(İyilik ve lütfu sonsuz olan)

TEVVÂB
(Kullarını tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)

MÜNTAKİM
(Suçlulari adaletiyle cezalandıran)

AFÜV
(Hiçbir günah kalmayacak şekilde günahları affeden)

RAÛF
(Çok şefkatli, çok lütufkar)

MÂLİKÜ'L-MÜLK
(Mülkün ebedi sahibi)

ZÜ'L-CELÂLİ ve'l-İKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)

MUKSİT
(Adaletle hükmeden)

CÂMİ'
(İstediğini, istediği zaman istediği yerde toplayan)

GANÎ
(Her şeyden müstağni, kendisi dışında her şey O'na muhtaç)

MUGNÎ
(İstediğine zenginlik verip, zengin eden)

MÂNİ'
(Dilemediği bir şeyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere engel olan)

DÂRR
(Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan)

NÂFİ'
(Hayır ve menfaat veren şeyleri yaratan)

NÛR
(Alemleri nurlandıran, istediği gönüllere ve zihinlere nur yağdıran)
 
 

HÂDÎ
(Hidayet veren, istediği kulunu muradına erdiren)

BEDÎ'
(Eşi ve örneği olmayan, sanatkarane şekilde yaratan)

BÂKÎ
(Varlığının sonu olmayan)

VÂRİS
(Varlığı devam eden, servetlerin gerçek sahibi)

REŞÎD
(Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp, hikmet üzere sonuca ulaştıran)

SABÛR
(Çok sabırlı)


©TRNuke.net
ALLAH'ın (c.c) Güzel İsimleri

  Namaz Vakitleri


  Hava Durumu


  Site İstatistikleri
Toplam Sayfa Gösterimi
7,518,801

Aylık Sayfa Gösterimi
179,157

Kayıtlı Kullanıcı
7,978

November 30, 1999 12:00 AM UTC

Allah'ı (c.c) Gereğince Takdir Etmek

22630 Okunma
  Bu Sayfayı Yazdır   PDF Dosyası Oluştur   Bir Arkadaşına Gönder


(Sayfa: 1/2)


"Bunlar Allah'ın gücünü gereğince kavrayıp değerlendiremiyorlar. Oysa Allah ,her şeyi hükmü altında tutan en yüce iktidar sahibidir"(22/Hac,74)

Allah'ı gereğince takdir etmek demek;ilahi kudret ve nitelikleri Allah’tan başka varlıklara ;insanlara,insan ürünü otoritelere,çeşitli dikitlere,içi kof dışı şeytan tarafından süslü gösterilmiş kavramlara ,hulasa soyut ve somut hiçbir güce hak etmediği konumu vermemektir. 1

Allah'ı gerçek yönleri ile tanımak ve teslim olmak zorunludur. Çünkü ilahlığa layık tek güç Allah’tır. Bu yüzden çeşitli ilahlar tasarlayarak Rabbimizden daha öncelikli varlıklara hak etmedikleri üstünlükler vehmedenler dünyanın en büyük bilim adamı da olsa cahildir.  Zümer suresi(39),62-64. ayetlerdeki Rabbimizin beyanları ,heva ve hevesleri doğrultusunda hareket ederek dünyanın geçici menfaatlerini amaçlayıp putlar üretenlerin cahil oldukları doğrultusundadır.

En büyük zulüm ve cehalet Allah’tan başka güçlere ilahlık yakıştırmaktır. Zulüm işleyerek imanın gönüllerde meydana getirdiği aydınlığı karartmayanlardan En’am suresi (6),82. ayette şöyle söz edilmektedir: ”imana ermiş olan ve zulüm (şirk)işleyerek imanlarını karartmayanlar ,işte onlardır güven içinde olacak olanlar ,çünkü doğru yolu bulanlar onlardır . ”

Allah’ın adını yüceltmek somut bir görevdir. Mü’minler Allah’ın isminin rencide edici bir şekilde gündeme gelmesine yol açabilecek aşırı davranışlardan uzak durmalıdırlar. Örneğin En’am suresi(6),108. ayette başkalarının saygın bulduğu ilahlara “sövmek”gibi aşırı tavırlar yasaklanmaktadır. Çünkü bu tür bir tavırlar karşılıklı küfürleşmeye yol açacağından sonuçta faydadan çok zarar getirecektir. 


I-Allah’ı Gereğince Takdir Etmek Kur’âni Bir Tevhid inancı ile Mümkündür

Lugat anlamıyla Tevhid ;bir şeyin tek olduğunu bilmek ve buna hüküm vermektir. 2

Kavram olarak ise Allah’ı yaratılmışların bütün tasavvurlarından ve tahayyüllerinden tenzih etmektir. Tevhidin insanlarla ilgili yönü ise,kulların yaratıcı ile olan ilişkilerinde istiğnadan vazgeçip takva ile Rabbine boyun eğip O’ndan başka boyun eğilecek güç tanımamasıdır.

Allah'a itaat ve kulluk ile Tağut'a itaat ters orantılıdır. Tevhid inancının olmazsa olmaz birincil ilkesi Allah’ın rızasına uygun hareket etmeyen bütün güç odakları ile mesafeli durmaktır. İnsanlığın işlediği en büyük zulüm ve günah olan şirk;Allah’a iman ettiği halde şeytani güçlere,tağuti otoritelere teslim olmak veya bunların örgütleyicisi olmaktır. Nisa suresi (4),60. ayette böyle kimseler dalalette olmakla nitelenlendirilmişlerdir. Bu yüzden bütün peygamberlerin mesajı “Allah’a kulluk,tağutu red “esası üzerine bina edilmiştir.

“Gerçek şu ki,Biz her toplumun içinden ‘Allah’a kulluk edin ,tağuttan kaçının’diye bir elçi çıkardık. . . ”(16/Nahl,36. )3

Nisa suresi (4),76. ayette şeytani düzenlere ve şer güçlere uymayı reddetmeden Allah’a iman etmenin bir değer taşımayacağı ifade edilmiştir: ”İmana ermiş olanlar Allah yolunda savaşırlar,kafirler ise Tağutlar uğrunda . O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın ;şeytanın hile ve tuzakları kesinlikle zayıftır. ”

Tağuti güçlerin bütün türlerini inkar etmeden iman etmek,ilahi rızayı kazanmak için yeterli değildir. Ancak tağutlar her zaman dışarıda aranmamalıdır. İnsanın kötü tutkularını denetleyememesi,şehvetlerinin esiri domuzlar gibi davranması, ne zaman, nerede ne yapacağı belli olmayan maymunlar gibi hareket etmesi Maide suresi (5),60. ayette Allah’a itaatten çıkan bazı yahudiler özelinde işlerinde taşkınlık yapanlar da Rabbimiz tarafından tağuta (kendi nefsinin kötü arzularına)kulluk yapmakla suçlanmışlardır. 

İnsanoğlunun” şirk koşmadan inanmak istememek”gibi bir zaafının dünya sınavında bir deneme aracı olarak fertlerin ve toplumların karakterinde yerleşik olduğunu ,bir çok ayetin muhkem ifadelerinden anlamaktayız: ”Onların çoğu başka varlıklara da ilahi nitelikler yakıştırmaksızın inanmak istemezler. ”(12/Yusuf,106. )

Bu insanın özünden gelen deruni baskıya rağmen tevhid dininin gereklerini yerine getirenler,işte ilahi kurtuluşa,bitimsiz Rabbani lutufların ebedi nimet yurtlarına yerleşeceklerdir.  Tevhid inancının başı ; uluhiyette ,rububiyette ve onların gereği olan ubudiyette Allah’ı birlemektir.

A- Uluhiyette Tevhid:

Ragıb el-İsfehani İlah kelimesinin kavramsal anlamını şöyle izah etmektedir: ”İbadet etmek suretiyle tapılan,yarattıklarının ihtiyaçlarını gören ,onları yöneten,her şeyin kendisine boyun eğdiği ,gözlerin idrak edemediği,(akılla kavranan )güç ve kuvvetin yegane sahibi olan kimse”4

Uluhiyette Tevhid’in ilk adımı ;yaratıcı bir ilah tasavvurunu kabul etmektir. Bütüncül bir tevhidi anlayışa sahip olmak için yeterli olmasa da,tahkiki bir kabule ulaşmadan önce yapılması gereken ilk iştir. Kasas suresi (28),68-70. ayetlerin mesajı ; uluhiyette tevhidin tebliğinin başlama noktasının “Yaratıcı bir ilah”fikrinin olması gerektiğini imlemektedir. Kur’an vahyinin ilk suresi olan Alak’ta da Allah’ın ilk anılan sıfatı Hâlık’tır.

Uluhiyette Tevhid tarih boyunca peygamberlere tebliğ edilmiş bütün ilahi vahiylerin ana esasını oluşturmuştur.  ilahi kelam ile lutuflandırılmış tüm peygamberler aynı Tevhid kelimesi için mücadele etmişlerdir. Ali imran suresinde bu husus şöyle beyan edilmektedir: ”De ki : ’Ey geçmiş vahyin izleyicileri!Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin!Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceğiz ,O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte insanları rab edinmeyeceğiz . Ve eğer bu gerçekten yüz çevirirlerse de ki: Şahit olun ki biz kendimizi O’na teslim etmişiz. ”(3/Ali imran,64. )5

İnsanların uluhiyette şirke bulaşmalarının nedeni,sahte sevgi bağları oluşturduğu için,dünyevi menfaat teminine yaradıkları içindir. Uluhiyette şirk koşulan şeyler; ister kemiyeti olan somut bir nesne olsun ,ister taparcasına bağlılık gösterilen beşeri değerlerin soyut ve simgesel ilkeleri,kavramları ,kanunları olsun;isterse ins ve cin şeytanlarının ayartarak fitneye düşürme oyunları olsun bazı dünyevi faydaların araçları olarak kullanılırlar. 6

Bakara suresi 255. ayette ilah olarak Allah’ı birlemenin ölçüleri özet olarak beyan edilmektedir. Buna göre uluhiyette tevhidin esasları şunlardır:

1-Allah’tan başka ilah yoktur. 2-Kayyum’dur;kendi kendine yeterli tek varlıktır. 3-Her zaman diridir(Hay),O’nu ne uyku tutar ne de uyuklama. 4-Göklerde ve yerde O’nundur. Allah’ın sonsuz kudret ve egemenliğine yarattıklarını denetim altında tutup yönetmek zor gelmez. Çünkü O,izzetini koruyabilecek sonsuz bir gücü olan Âli,Aziym bir ilahtır. 5-O,dilemedikçe ilminden hiçbir şey elde edilemez,hiçbir şey kavranamaz. 6-Allah’ın izin vermediği hiçbir güç şefaat(yardım ve kayırma)etme yetkisine sahip değildir. Şâfî olan O’dur. 7

Uluhiyette Tevhid’in insan davranışları ilgili esası,Allah’ın dışında saygı gösterilen bütün ilahları reddedip rağbeti,sevgiyi,ihtimamı nihai anlamda O’na has kılmaktır. Her tür ortaktan müstağni olan Allah’a takva elbisesi ile yaklaşmak,O’nun razı olmadığı güçlerle dostluk kurmamakla,şeytani işlerden beri olmakla mümkün olmaktadır. Uluhiyetin insan davranışlarına yansıması gerekir. Tevekkülü Allah’a has kılmak,O’nu işlerimizin vekili olarak addetmek,gücendirmekten çekinmek,bütün ümitleri O’na bağlamak nihai yardım dileme mercii olarak sadece O’nu görmek Uluhiyette Tevhid’in gereklerindendir.

B-Rububiyette Tevhid:

Rab kelimesi Kur’an’da Allah için en çok kullanılan 8 isim sıfattır. Kur’an indirilmeden önce Cahiliyye dünya görüşü içerisinde insanlar için kullanılan bir sıfat olan Rab,o dönemde sahip,efendi,amir,kabilenin reisi, bir yerin hakimi anlamında kullanılmaktaydı. Cahiliyyenin egemenleri Allah’ın sıfatlarını,kurdukları sömürü düzenini ayakta tutmaları için bazı kişilere veya şahıslaştırdıkları varlıklara vererek şirk dinini üretmişlerdir.

Kur’an’da Rab,her şeyin sahibi,eşşiz efendi,yarattığı varlıkların rızkı ve ihtiyaçları ile ilgilenmeye devam eden,onları ve kendi hallerine başı boş bir vaziyette bırakmayan,varettikleri üzerinde tasarrufta bulunmaya devam eden,onların durumlarını düzeltip tesfiye eden Kainat’ın yegane hakimi anlamlarında kullanılmıştır. Şuara suresi(26),69-83. ayetlerin genel mesajı,İbrahim peygamber bağlamında Rab sıfatı Allah’ın yarattıktan sonra ilgi ve alakasını insanlardan kesmediği şeklindedir. Bu yüzden Allah’ın Dini’nin muhkem kaynağı nübüvvet vahyi ile insan hayatının irtibatını kesmek, O’nun rab sıfatına eş koşmaktır.

. Mekki ayetlerde Rab kelimesi yirmi kadar değişik varlığa nisbet edimiştir: doğu,batı,arş,gökler,yer,şi’ra yıldızı,alemler v. b . 9

Bazı ayetlerlerde ise Rab, egemenliği tartışılmayan ,buyruğuna tam olarak uyulan kudretli hükümdar manasında geçmektedir. O,bütün alemlerin,gökleri ve yeri kaplayan büyük kudret tahtının sahibidir.

Bu sıfatın Allah’a aidiyeti konusunda on Mekke’deki üç yıllık tebliğ faaliyetinden sonra, zihinlerde bir kuşku kalmadığından dolayı Medine’de indirilen ayetlerde sadece alemlere muzaaf(Alemlerin rabbi)olarak kullanılmıştır.

Eğitici anlamına gelen ve özne bir isim olan Mürebbi kelimesi Rab ile aynı kökten türetilmiştir. Terbiye etmek,bir şeyi iyice düzeltip olgunlaştırana kadar yavaş yavaş geliştirmek demektir. Yusuf suresi(12),23. ayette bu anlamda geçmektedir. Bu ayette Hz. Yusuf hizmet ettiği evin efendisi için rab sıfatını kullanmaktadır. Fakat Yusuf peygamber kendisini eğittiği,geçimini sağladığı için sıradan bir kelime olarak rab sıfatını evin efendisine uygun görmektedir. Yoksa nihai anlamda rab,sadece Allah’tır. Zaten kıssa bütünüyle okunduğunda Yusuf peygamberin “insanlara itaatin kayıtsız şartsız olmadığı”ilkesini va’z eden Tevhid Dini İslam’ın ana esaslarından sapmadığını evin hanımefendisi(Rabbetü’l-beyt)’nin ahlaksız teklifine itaat etmeyerek göstermiştir. 10

Allah için kullanıldığında Rab Kur’an’da,yarattıklarını barındırıp besleyen ,içinde bulundukları duruma kayıtsız kalmayan, yakından ilgilenen,gözeten,kulları ile arasında her hangi bir kopukluk bulunmayan ilah anlamında geçmektedir. Kureyş suresi 3-4. ayetler bağlamında ifade edersek Allah açlıktan kurtarıp doyuran,korkudan kullarını güvene kavuşturan,emniyetlerini sağlayan bir ilahtır. Allah’a bollukta yönelmek ,darlıkta unutmak;sıkıntı esnasında yalvarıp refaha ve güvene erince terketmek ;Nahl suresi (16),53-54. ayetlerde kınanarak Rububiyette şirk koşmak olarak vasfedilmiştir. O halde Kureyş suresi ayetlerinde de belirtildiği gibi Allah’tan başka hiçbir güç doyurduğu ,emniyeti sağladığı ,barındırdığı için insanları kendisine nihai anlamda kayıtsız şartsız saygı göstererek ibadet etmeye çağıramaz. Çünkü nihai anlamda huzur ve güvenin yegane kaynağı Mü’min sıfatına haiz olan Allah’tır.

Allah’ın Rab sıfatı aynı zamanda ,sözünü varlıklara geçirmede boşluk kabul etmeyen tartışmasız bir güç ve otorite sahibi olan ilah manasında bir çok ayette geçmektedir. O,yarattıklarının kontrol ve denetimini elinde tutmaya devam eden bir ilahtır.  En’am suresi(6),38. ayetin mubin beyanından öğrendiğimize göre rab sıfatı, Allah’ın yarattıklarını başına buyruk bırakmadığı ,kendi hallerine terketmediği, onlardan yeryüzünde sorumlu bir kul olmalarını beklediği hakikatini ifade etmektedir.

Haram helal sınırlarını çizmek sadece Allah’ın hakkıdır. Bu yüzden Allah’ın haram kıldığını helal,helal kıldığını haram kılan, ve Üzeyir peygamberi tanrısal bir otorite sahibi gibi gösteren yahuki din bilginleri, İsa peygambere ilahlık yakıştıran Hristiyan rahipleri Kur’an’da şirk koşmakla suçlanmışlardır. Dine yeni kurallar eklemek,bazı kuralları mesajın bütünlüğünden kopararak Tağutlardan aferin almak için yorumlamak,bazı ilahi yasaları zaman ve zemin bahanesiyle nesh etmeye/ilga etmeye çalışmak bir Rableşme çabası olup bu durum Tevbe suresi 31. ayette şöyle beyan edilmektedir:

“Hahamlarını ,rahiplerini,bir de Meryem oğlu Mesih’i Allah’la beraber rableri olarak gördüler. oysa tek ilahtan başkasına kulluk etmekle emrolunmuş değillerdi. O’ndan başka ilah yoktur. Sınırsız kudret ve izzetiyle O,ortak koştukları her şeyden bütünüyle uzaktır,yücedir. ”11

Müşrik din bilginleri bazı ayetleri rafa kaldırmaya ,bazılarını tahrif etmeye yeltenirken ,şeytani otoriteleri razı etmek için dillerini eğip bükerlerken Rasulullah’ın Kur’an ile irtibatını kesip, yerine şerre yardakçılık yapmak için çalışan kendi hevalarını koyarlarken Allah’ın ayetlerine karşı takındıkları ciddiyetsiz tavır açıkça gözükmektedir. Fatır suresi (35),5. ayette belirtildiği gibi Allah adına kandıran bu sözde din uzmanları, dünyevi efendileri ve kurdukları düzenin yasalarına iş gelip çatınca ya hiç konuşmamakta ya da son derece saygılı bir dil kullanmaktadırlar. Bu ibretlik tavır da kime kulluk ettiklerini gösteren bir kanıt olarak ,olaylara ilahi hikmetin ölçülerine göre bakanların gözünden kaçmayacak şekilde her vesvese pazarında yaşanmaktadır. 12

Firavun gibi zalimler, beşeri müdahaleye zaten kapalı bulunan bütün bir evrenin bağlı olduğu nizam üzerinde tasarruf sahibi olduklarını iddia etmemişlerdir. Tağutlar;Allah’ın göklerdeki Rabliğine eş koştuklarını iddia edecek kadar zekadan yoksun değildirler.  Onlar insan toplumlarında irade özgürlüğüne açık bırakılan ,yasama,yürütme ve yargının uygulama ilkelerini belirleme konusunda yaptıkları kanunları ilahi hukukun denetimine tabi tutmadıkları için yeryüzündeki egemenliğine itiraz etmiş olmaktadırlar. 13

Allah yarattıktan sonra da tasarrufta bulunmaya devam eden bir ilahtır. O,yaratılış ve işleyiş kanunlarının hem yapıcısı hem de koruyucusudur. Arş’a istiva etmesi A’raf suresi (7),54.  Ayette Yüce Allah’ın Kainat’ın tüm yönetimini belli bir mekanla sınırlı olmayan egemenliğinin simgesi kudret tahtından sağladığı ifade edilmektedir. Rablığının yetki sınırları bütün evreni kuşatan Yüce Allah ,kendisine hakkıyla iman edecek olanlardan dünya hayatında O’nun egemenlik sınırlarına tahakküm etmeye kalkan şer güçleri inkar ederek işe başlamalarını istemektedir. Bu yüzden Kur’an’ın bir çok ayetinde Rabbimiz iman etmenin ön koşulu olarak “tağutları inkar etmeyi “zikretmektedir. Yani Tağutu inkar etmeden iman mümkün değildir. Tağutun önünde muhakeme olmayı istemek uluhiyette ve rububiyette şirk koşmaktır:

“Sen ,sana ve senden öncekilere inandıklarını iddia eden (ama)Tağut’un hakimiyetine teslim olmakta beis görmeyenlerin farkında değilmisin?Halbuki şeytani güçlerin kendilerini derin bir sapıklığa yöneltmek istediğini görerek onu inkar etmekle emrolunmuşlardı. ”4/Nisa,60

Allah’ın dininin yerine geçecek kanunlar ve hükümler koyan her somut gerçeklik ve her soyut değer yargısı Kur’an’da tuğyana kalkışmakla suçlanmaktadır. Çünkü kanun koyucu son tahlilde Allah’tır. Cahiliyye’nin(14)asla adaletin güvencesi olamayacak kanunlarını hayatın işleyişinde belirleyici kabul etmek Maide (5),50. ayette Allah’a ortak koşmakla eşdeğer sayılmaktadır.

C- Rububiyette Tevhid İle Yapılan Bilniç Hazırlığı;Ubudiyette Ve Hakimiyette Tevhid’e götürür

İbadetin Tevhidi bilinçle anlamlandırılması şarttır. İmanla küfür arasında sıkışıp kalan,şuurlu bir tercihin neticesi olmayan ibadet Allah katında makbul değildir. Çünkü Tevhid İnancı iki alanda iki egemen fikrini kabul etmez. Örneğin,Camiden çıkıp piyango kuyruğuna giren,bilerek ve tercih ederek,gönül rahatlığı ile günah işleyen kimse Allah’ın hükümranlık alanına tecavüzkar davranışlarından dolayı hem salih amellerinin hubutu (sıfırlanması ) ile karşı karşıya olup hemde gerçeği bile bile sürekli göz ardı ettiği için şirke düşmektedir. İnsan kimin emirlerine boyun eğiyor,baştacı ediyorsa hangi niyetle bunu yaparsa yapsın, O’nun kulu olmaktadır.

Enbiya suresi(21),25. ayette uluhiyet ile ubudiyet arasında kurulan doğru orantı kulluk şuuruna dair Tevhidi bilinç kazandıran bir öğrenim sağlamaktadır: ”Oysa ,Biz senden önce de peygamberleri yalnızca ;’Benden başka ilah yoktur,öyleyse Bana kulluk edin’diye vahyederek gönderdik. ”

Bu gerçek Zariyat (51)/56. ayette de ibadetin bütün varlık alemini kapsayacak genişlikte olduğu şeklinde benze ifadelerle tekrar edilmiştir: ”Bütün görünmez varlıkları ve insanları ‘yalnızca bana kulluk etsinler’diye yarattım. ” 15

Ubudiyette tevhid ;kalbin niyetini ,dilin bir sözünü de kapsayan ,hayatın tamamı ile ilgili bilinçli eylemlerde bulunmayı gerektirir. Amaç,”Allah’tan başka ilah yoktur”düsturunun şehadetini, sadece O’na boyun eğerek ve yalnızca O’na itaat ederek göstermektir. Ubudiyette Allah’ın tevhid ile yüceltilmesi, sadece O’na tevekkül ederek ,sadece O’na adanarak ,O’ndan başkasından yardım dilenmeyerek mümkün olmaktadır. Her tür salih amelle ,bollukta da darlıkta da imdad çağrılarını sözlü ve fiili dualarla Allah yöneltmek ubudiyette tevhidin esaslarındandır.

Yakup peygamberin tedbir ve takdir ile ilgili Kur’an’da örnek gösterilen yaklaşımı,Yüce Allah’ın nihai karar mercii,hakimlerin hakimi olarak daima göz önünde bulundurulması gerektiğini kıssa dili ile öğretmektedir. O ,oğullarına şöyle demiştir: ” Şehre(mısıra)hepiniz tek bir kapıdan girmeyin;her biriniz ayrı ayrı kapılardan girin . Bununla beraber(başınız bir hal gelirse)Allah’a karşı sizin için elimden bir şey gelmez. Çünkü hüküm yalnızca Allah’a aittir. Ben O’na güven duyuyorum ,güvenenler de yalnızca O’na güven duysunlar. ”(12/Yusuf,67. )

Allah’a iman etmek,O’nun emirlerine bağlanıp yerine getirine getirmekle ,yasaklarından uzaklaşmakla anlam kazanır. İbadetlerimizi her tür gösterişten uzak tutmak amellerden elde edilen verimin boşa çıkmaması için gereklidir. Kulluğumuzun hayatın her alanındaki davranışlarımıza yansıması gereken şiarlarını Yüce Rabbimiz Kur’an ‘da muhkem bir şekilde beyan etmiştir. Örneğin ibadeti Allah’a has kılmanın bir tezahürü de,son tahlilde bizim olmayan ,emanet olan,yeryüzünden elde ettiğimiz rızıklardan infak etmek,onları tekelinde tutararak yığdıkça yığan dünyaperestlere benzememektir. 16

Ubudiyette tevhidin esaslarından biri de hayatın tamamını ibadet şuuru ile yaşamaktır. İbadetlerimizi sırf belli zaman ve mekanlara hapsederek yetim ve öksüz kılmamak gerekirCamiden çıkıp kumar oynamak,ticarette hile yapmak,faiz gibi haksız kazançlar peşinde koşmak,kazançlar üzerindeki ihtiyaç sahiplerinin hakkını vermemek,ibadetin salt Allah için olmadığını gösteren tezahürlerdir. Allah katında makbul ibadet,hayatın bütününü anlamlandırandır. Enam suresi’nde bu hakikat şöyle beyan edilmektedir:

“De ki: ’Bakın ,benim namazım,bütün ibadetlerim hayatım ve ölümüm (yalnızca )bütün âlemlerin rabbi Allah içindir. ”(6/En’am,162. )

. . Hayatın bir bölümünde ibadet edip,başka bir alanında şeytanın adımlarını takibetmek,ısrarla bir takım büyük günahlar işlemeye devam etmek; güzelliklerin boşa çıkmasına ,iyiliklerin sıfırlanmasına yol açacaktır. Ankebut suresi (29),56. ayetin sarih beyanlarından öğrendiğimize göre Allah’a ibadette şirke bulaşanlar için zayıf bırakılmış olmak mazereti geçersizdir. Çünkü Allah ,yeryüzünü ve toplum hayatını ubudiyette tevhidin tanıklıklarını ortaya koymak için elverişli olarak yaratmıştır. 17

Anlamsız kavramlar,sanal gerçekler insanların ibadet ettiği araçlar haline gelebilir. Yusuf suresi(12),40. ayette neyin doğru neyin yanlış olduğu hususunda insanların hevalarından ,ilahi ölçüleri hesaba katmaksızın ürettikleri kavramlara kutsiyet atfetmeleri ubudiyette Allah’a ortak koşmakla eşdeğer sayılmıştır. 

Hayatın bir alanında Allah’ı, başka alanlarında ise Şirk’in değer yargılarını esas olarak benimseyen kimselerin yaptığı ibadetten elde ettikleri kazancın kendilerini kurtaramayacağı,hatta o iyiliklerin dahi nihai anlamda hüsranla (iflasla)sonuçlanacağı Hacc suresi(22)/11. ayette veciz bir şekilde ifade edilmektedir:

“Ve insanlardan kimi de vardır ki,Allah’a da kulluk eder(başkalarına da). Öyle ki başına bir iyilik gelse ,ondan hoşnut olur ;ama başına sınayıcı bir güçlük gelse hemen bütünüyle yüz çevirir ve böylece dünyayı da ,ahireti de kaybeder(Hüsran). Zaten hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kayıp ta gerçekte budur. ”

İtaat edilmeyen,sözü dinlenmeyen,buyrukları göz ardı edilen bir ilahın ilahlığından bahsetmek mümkün değildir. Allah’ı hakimiyette birlemeden gerçek bir Tevhid inancına sahip olmak mümkün değildir. O,Malikü’l-Mülk’tür: Bütün egemenliklerin nihai meşruiyet kaynağı Allah’tır. 18

Hükümleri en güzel O koyar. Allah adına kural icad etmek haramdır. Allah’ın koyduğu hükümleri gevşetmek ,katı ve karmaşık hale getirmek veya O’nun insanlar için koyduğu kanunları beğenmeyip yeni yasalar va’z etmek rububiyette ve hakimiyette şirk koşmak şeklinde değerlendirilmektedir. Örneğin ,İsrailoğulları Bakara suresi ( 2),/67-71. ayetlerde anlatılan “inek kurban etme kıssası”özelinde Allah’ın rububiyetteki birliğine gölge düşürmeye kalkışmakla suçlanmışlardır.

İnsanlar bütünüyle Adil bir yönetme iradesine sahip olabilecek hukuk sistemi üretme kabiliyetine sahip değildir. Çünkü yasaları yapanlar, bağlı bulundukları güç odaklarını temsil ettikleri için, belirli bir kişi veya zümrelerin lehine düzenlerler. Örneğin Burjuva sınıfının yaptırdığı kanunlar,Liberalizme ayarlanmış olup toplum karşısında bireyi korurken ;işçiler adına hareket ettiklerini iddia eden bürokratların yaptıkları kanunlar, fertlerin haklarına uygunluk şartını hesaba katmazlar. Yasa koyucular hangi toplumsal sınıf adına hareket ediyorlarsa onu kollayacak şekilde hareket etmektedirler. O halde bütün insanlar için adaleti sağlayacak yasaları koyma hakkı, nihai anlmda hüküm koyucu olan Allah’tır. 19


II- Kur’ani Tevhid'in Esasları

İslam itikadını bir kelime ile özetlemek gerekseydi hiç şüphesiz bu” Tevhid” olurdu. Kur'an Akaidinin temelini oluşturan tevhidin, ilahi vahyin bize ihsas ettirdiği iki yönü bulunmaktadır: Red ve kabul.

Allah'ı soyut ve somut bütün varlıklardan ayrı mütalaa etmek,mevcudatın ve mahlukatın yaratıcıya denkliğini,ortaklığını ve benzerliğini reddetmek;ana karakteri Tevhid olan İslam'ın önkoşuludur. Bütün ilahları red ve inkar ise iki yönlü bir eylemdir: Tecrid ve tenzih.  Tecrid,Allah'ı tüm maddi varlıklardan ayrı tutmak,denkliği ve benzerliği inkar etmektir. Tenzih ise O'nun bütün soyut varlıklarla teşbihini, reddetmektir. 

Tevhid'in ikinci yönü ise kabuldür. Kabul,bir irca(döndürme) eylemidir. Tecrid ve tenzih ile somut ,soyut bütün varlıklarla ortaklığı reddedilen ilahın teke indirgenmesidir. İlahlaştırılabilecek her şeyden Allah'a hicret etmektir. Bütün tanrıları terkedip Samed olana,dengi,eşi,benzeri bulunmayana dönmektir(irca).

Allah’a iman tağutlara isyan etmekle eş anlamlıdır. İman red ile başlar. Önce Allah’ın dışında boyun eğilen,saygı duyulan ,ibadet edilen bütün egemenlik alanlarına Lâ denilmelidir. Bütün tağuti güçler inkar edilmelidir.


III-Allah’a İman Etme Kabiliyeti İnsanın Özüne Yerleştirilmiştir

Yüce Rabbimiz varlığını sınırlı ölçüde de olsa idrak etme yeteneğini insanoğlunun tüm benliğine yerleştirmiştir. Sınırlı iradi alanda isyan etse bile beşerin bizzat kendisi O’nun sonsuz kudretine tanıklık eder. İnsanın ufkunda ve içinde yer alan ayetler ,yaşayan her olgu ve olay yaratıcıya dair yeterince olağanüstü kanıt taşımaktadır. Kainattaki kozmoz(düzen)da insanın fıtrat ve vicdanını uyandırması ,kendine gelmesi ,kalbinde hakikatin pırıltılarını oluşturması için kafi derecede delil vardır. 20

İlahi kelama dayanan Kur’an ayetleri nasıl olağanüstü etki gücü ile Allah’ın sınırsız güçlerine dair kanıtlar taşıyorsa, insanın özünde yer alan ve dışında cereyan eden olgu ve olaylar da onların yartıcısına dair karşı konulmaz olağan görünümlü ayetlerle doludur. Fussilet suresi 37. ayet, akıl ile ve derin bir tefekkürle düşünenler için gece,gündüz,güneş,ay v. b. olguların davranışlarında sonsuz kudret sahibi bir yaratıcının varlığına ve birliğine dair kanıt olacak nice ayetlerin bulunduğunu haber vermektedir.

Gökler ve yerin fiziksel gerçeklikleri,işleyişleri ilahi gayenin gerçekleşmesi bakımından kusurlardan arındırılmıştır. Kaf suresi(50),6-8. ayetlerde işaret edildiğine göre;çevresi itaata mecbur olan,hayran bırakıcı bir şekilde görevlerini yerine getiren kevni hakikatlerle dolu insanoğlu bunların kendisine hizmet için yaratıldıklarını kavrayabilecek yetenektedir. O halde iradeli olarak yaşam sürdüren insan gerçeği , hem üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.  Hem de kendisi ile diğerleri arasındaki farkı ayırdedip eşyanın künhüne varabilecek vasıfta olmak; Yaratıcı’ya şükür borcu ifa edilmesi gereken bir durumdur.

Fakat Yunus suresi (10),101. ayette belirtildiğine göre ayet ve uyarılar ne kadar çok olursa olsun sadece Muttakiler;kendilerini Yüce bir gücün arındırmasına muhtaç hisseden alçak gönüllü kimseler, hakikatler ile yüzleştiklerinde ibretli sonuçlar çıkarırlar. 

Yokluğun, varlığın sebebi olamayacağı ve hiçbir şeyin bir nedene dayalı olmaksızın gerçekleşmeyeceği hakikati her insanın akli melekesidir.  Allah’ın varlığını ve birliğini, O’nun kudretine tanıklık eden evrendeki düzeni bilinçli bir şekilde düşünerek bulmak mümkündür. Bu konuda İbrahim peygamberin Risalet öncesi hakikati arayış kısssası örnektir. O kainattaki işaretleri hikmetle düşünerek yaratan bir ilahın varlığına ulaşmıştır. Ancak ilahi vahyin rehbeliği olmadan bütün sıfatları ile mükemmel vasıflara sahip olan Allah’ı O’na layık bir şekilde takdir ve tefekkür etmek mümkün değildir.

İnsanoğlunun akletme kabiliyetleri, varlık alemindeki mükemmel dengelerin tesadüfen olamayacağı gerçeğinden hareketle Yaratıcı ilah tasavvuruna ulaşmakta zorluk çekmez. Çünkü Yüce Rabbimiz Fitri vahiyle özümüze varlığını anlama kabiliyeti yerleştirmiştir. Araf suresi 172. ayetin sarih anlatımından anladığımıza göre “Elest Misakı”bazı ruhçu ideolojilerin iddia ettiği gibi Ruhlar Alemi’nde değil, her insanın yaratılış sürecinin başlangıcında maddi varoluşla(döllenmiş yumurta)eş zamanlı olarak gerçekleşmektedir. 21

Şirk ve küfür gibi günahların hastalıkları bu misakın inkarı ve unutulması ile oluşmaktadır. Böylece ortak koşan kendi yaratılış özünde yer alan ilahi değerleri yalanlamakta ,anlaşmaya ihanet etmiş olmaktadır. 22

Bu yüzden Kur’an’da Allah’ın zati varlığını ispat konusunda yoğun bir gayret ve telaş gözlemlemek mümkün değildir. Rabbimiz yarattığı varlığa güvendiği için,kendisini ispat konusunda hiçbir karmaşık felsefi delile başvurmamaktadır. Çünkü Şems suresi (91)8. ayette ifade edildiğine göre, insan nefsi(özünde taşıdığı değerler)ni yüce Allah iki boyutlu kılmıştır: Fucur ve Takva.  Buna göre Fucur,kötülük işleme eğilimlerini,Takva ise iyiye yönelme istidadını ifade etmektedir. 23

Kainatın ve tabiatın her bir zerresinde yer alan nurlarla, hem de kendi özümüzde yerleştirilmiş bulunan bürhanlarla Yüce Allah ,varlığına dair görsel ayetleri akılların idrak sahasına birer delil olarak bahşetmiştir. Allah’a imanın Fıtrat’a(insanın doğuştan taşıdığı tabiatına,yaratılışına)yerleştirildiğine ilişkin iki kanıt öne sürmemiz mümkündür:

Birincisi;insanlık tarihinde gereğince takdir edilmemiş de olsa Yaratıcı bir ilahın varlığını kabul edenlerin çoğunlukta olması; bir yaratıcı tasavvuruna sahip olmayan akımların taraftarlarının ise son derece az olmasıdır.

İkincisi;zorluklar karşısında yüce bir güce sığınma ihtiyacıdır. Diğer zamanlarda,refah içerisinde konforlu bir şekilde yaşarken Rabbini unutmuş gibi gözükse de, olağanüstü tecrübeler esnasında insanların üstün bir güce sığınma ihtiyacı hissetmesi Allah’a imanın doğuştan kazandırılmış bir yetenek olduğunu göstermektedir.

Can güvenliğinin tehlikede olduğu, bilinçleri aşırı uyaran,alışık olunmayan çeşitli olaylar karşısında neredeyse bütün insanların sığındığı tek merci Allah’tır.  Örneğin deprem gibi, sel felaketi gibi ruhlarda meydana gelen infialler esnasında, fırtınalarla boğuşan bir gemide yahut alışık olunmayan,insanı dehşete düşüren olaylar karşısında sonsuz kudret sahibi olan bir varlığa olan düşkünlük fıtratımıza yerleştirilmiş bir duygunun eseridir.

Böyle bir anda gerçekleşen Allah’a yönelişin kabul görmeyeceği gerçeğini bize Kur’an’da beyan eden Yüce Rabbimiz bir çok ayette insanın sadece sıkışınca Yaratananını hatırlayıp rahata erince unutmasının kendisi için felaket olacağını haber vermektedir. 24

Allah kullarının kalplerini,gönüllerini yüce bir yaratıcıya boyun eğip inanacak tıynette yaratmıştır. Mükemmel bir Yaratıcı olan ilahın varlık sahnesine çıkardıkları üzerinde tefekkür ederek aklen böyle bir Rabbin ,hiçbir ortağı olmayan ,ibadetin kendisine yöneltilmesi gereken ,egemenliğinde ortak bulunmayan,hayat veren,hayatı devam ettirici rızıkları bağışlayan ,öldüren ,dirilten,kısaca her türlü eksiklikten münezzeh biri de olması gerekir. Allah’ın varlığına ilişkin Kur’an’da anılan deliller,insan aklına “Elest Misakı”ile yerleştirilen melekelere hitap etmektedir. Bunları üç ıstılah ile özetlemek mümkündür: İbda,Kemal,Gayelilik.



Sonraki Sayfa (2/2) Sonraki Sayfa

[ Geri Dön ]
Content ©

  Anket
Yediklerinizin helal olup olmadığına dikkat ediyor musunuz?

Evet
Genellikle
Farketmez
Hayır



Sonuçlar | Anketler

  Üye Menüsü
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
(Kayıt Ol)
Üyelik:
Son Üye: anymuk
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 7978

Şu An Bağlı:
Ziyaretçi: 99
Üye: 0
Toplam: 99

  Döviz Kurları

  Hikayeler

· Hayal ve Gerçek
(10225 okuma)
· Mesele Kuyumcuyu Bulmak
(12005 okuma)
· Diplomasi
(8110 okuma)
· Halil İbrahim Bereketi
(13283 okuma)
· Tasavvuf ve Kapıları
(10357 okuma)


· Yemekte Besmele ve Şeytan
(84294 okuma)
· Meleklerin Yıkadığı Genç
(66901 okuma)
· Namazı Doğru Kılmak
(50832 okuma)
· Anne - Baba
(49154 okuma)
· Beddua
(42411 okuma)

Top 10 100 Hikaye mevcut

   Şiirler

· Kahırlanır
(2632 okuma)
· Müstezat Gazel
(2460 okuma)
· Anlatamam kendimi
(2815 okuma)
· Kulun Kerameti
(966 okuma)
· Nebi ye Özlem
(2466 okuma)


· Bu Çağrı Sanadır
(28218 okuma)
· Sessiz Gemi
(20707 okuma)
· Ölünün Odası
(18964 okuma)
· Beni Yalnız Bırakma
(17967 okuma)
· Ezeli Nur
(15601 okuma)

Top 10 1395 Şiir mevcut

  Arşivden
   16.12.08
Niçin
   02.09.08
Hoşgeldin Ramazan
   28.07.08
Buyurun Miraca Çıkalım
   11.06.08
Hukuku öldürmek...
   28.04.08
Kalk Kudüs'e gidelim...
   08.03.08
Bir selam bekler gönüller
   08.02.08
Rabbin sana küsmedi...
   02.01.08
Salavatın bir sırrı
   19.12.07
Kurban...
   10.12.07
Kurban olun...
   30.11.07
Peygamber Kıssaları...
   04.11.07
İpliğini Bozup Çözen
   19.09.07
Kur'an ayı: Ramazan
   13.09.07
Hayatı Ramazan olanın ahireti bayram olur
   31.08.07
Beni örtün, beni örtün!
   24.08.07
Evvel sen de yücelerden uçardın
   09.08.07
Namaz Mü\'minin Miracıdır...
   30.07.07
Nun, Kalem ve Satırlar...
   16.07.07
Recep ve Şaban kokularını Ramazan’dan aldılar
   06.07.07
Yaratan Rabbinin Adıyla Oku...
   02.07.07
Viva El İslam
   17.06.07
Tertemiz Gitmek Varken...
   13.06.07
Ordu ve çıldırma...
   05.06.07
Darbe...
   29.05.07
Bombalar
   24.05.07
Aynı Hizada Durabilmek
   16.05.07
Nefsim, Nefsim
   07.05.07
O\'ndan kuluna, kulundan O\'na...
   02.04.07
"Ben Batanları Sevmem!"
   18.03.07
Felâh: Gerçek Başarı

Eski Haberler

  Sayfa İzlenimi
Şu ana kadar
7518802
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Ekim 2013

PageRank
PHP-Nuke
islam|islami forum|voylet
Sayfa Üretimi: 0.06 Saniye