Hoşgeldiniz: iSLAMKENT
  Hosgeldin Misafirimiz, Giris veya Kayit anasayfa  ·  hesabınız  ·  dosyalar  ·  islami forum  ·  iletişim  

  Ana Menü
  Anasayfa

 Kuran-ı Kerim :
       Kuran-ı Kerim
       Tefsir (Elmalılı)
       Kısa Sureler
       Kuran Oku - Dinle
       Elifba
       Tecvid Dersi
 Siyer ve Sünnet :
       Kütübi Sitte
       Kuranda Peygamberler
       Hadislerle İslam
       Hac ve Umre
       Veda Hutbesi
 İslami Bilgi :
       Dinimi Öğreniyorum
       Temel Bilgiler
       Namaz Rehberi
       Namazla Diriliş
       Derin Bilgi
       Risale-i Nur
       İhtida Öyküleri
       İslam Tarihi
       Esmaül Hüsna
       Esmaül Hüsna (Slayt)
 Genel :
       Hikayeler
       Şiirler
       Anketler
       Dosyalar
       Gazeteler
       Yazı Arşivi
       İletişim
       Bizi Tavsiye Edin

  Derin Bilgi
Toplam Yazı: 56
Toplam Kategori: 17
Toplam Okuma: 689880



 Kur'an'da Şefaat, Ah..
 Hz. Peygamber ve Yap..
 Tasavvuf Üzerine Düş..
 Mü'minlerin Ahlakını..
 Allah (c.c) Kimleri ..
 Cehennemsiz Olmaz mı..
 Mahremiyet ve Tesett..
 Peygamber Duaları..
 Üstünlük Ölçümüz Tak..
 Büyük Aldanış: Dünya..


 Kadınlarla Tokalaşma..
 Hızır (a.s) Kimdir?..
 Peygamber Duaları..
 Kabir Hayatı Var mıd..
 Kur'an Okumaya Başla..
 Nazar Kavramı..
 Ahirete İmanın Bedel..
 Allah'ı (c.c) Gereği..
 Nuh (a.s) ve Tufan..
 Büyük Aldanış: Dünya..

  Esmaül Hüsna

"O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Haşr-24)"

ALLAH
(Uluhiyete mahsus sıfatların hepsini kendinde toplayan İsm-i Azam)

RAHMÂN
(Bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden)

RAHÎM
(Çok merhamet eden, nimet veren)

MELİK
(Bütün kainatın tek sahibi ve mutlak hükümdarı)

KUDDÛS
(Hatadan, gafletten ve her eksiklikten münezzeh)

SELÂM
(Esenlik veren, kullarını selamete çıkaran)

MÜ'MİN
(Gönüllere iman ışığını veren, vaadine güvenilen)

MÜHEYMİN
(Kainatın bütün işlerini gözetip yöneten)

AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)

CEBBÂR
(İradesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan)

MÜTEKEBBİR
(Her şeyde büyüklüğünü gösteren)

HÂLIK
(Büyün mevcudatı takdirine uygun şekilde yaratan)

BÂRİ'
(Bir model olmaksızın canlıları yaratan)

MUSAVVİR
(Her şeye şekil ve özellik veren)

GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahları bağışlayan)

KAHHÂR
(Her şeye her istediğini yapacak şekilde galip ve hakim)

VEHHÂB
(Karşılık beklemeden bol bol veren)

REZZÂK
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren)

FETTÂH
(Zorlukları kolaylaştıran ve iyilik kapılarını açan)

ALÎM
(Herşeyi çok iyi bilen)

KÂBID
(Rızkı tutan, canlıların ruhunu alan)

BÂSIT
(Rızkı genişleten, ruhları bedenlerine yayan)

HÂFID
(Alçaltan, zillete düşüren)

RÂFİ'
(Yukarı kaldıran, yükselten)

MUİZ
(Yücelten, izzet ve şeref veren)

MÜZİL
(Alçaltan, zillet veren)

SEMİ'
(Her şeyi işiten)

BASÎR
(Her şeyi gören)

HAKEM
(Son hükmü veren)

ADL
(Mutlak adalet sahibi, çok adaletli)

LATÎF
(Yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan)

HABÎR
(Her şeyin iç yüzünden haberdar olan)

HALÎM
(Acele ile ve kızgınlıkla muamele etmeyen)

AZÎM
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

GAFÛR
(Bütün günahları bağışlayan)

ŞEKÛR
(Az iyiliğe çok mükafat veren)

ALÎ
(İzzet, şeref ve hükümranlik bakımından en yüce, aşkın)

KEBÎR
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)

MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)

HASÎB
(Kullarının her yaptığını bilen, onları hesaba çeken)

CELÎL
(Azamet sahibi)

KERÎM
(Lütuf ve keremi çok bol ve çok geniş)

RAKÎB
(Büyün varlığı gözetleyip, kontrol eden)

MÜCÎB
(Dualara karşılık veren)

VÂSİ'
(İlmi ve merhameti herşeyi kuşatan)

HAKÎM
(Bütün emirleri ve işleri hikmetli olan)

VEDÛD
(Kullarını çok seven, sevilmeye gerçekten layık olan)

MECÎD
(Şanı büyük ve yüksek)

BÂİS
(Ölümden sonra dirilten)

ŞEHÎD
(Bütün zamanlarda ve her yerde, hazır ve nazır)

HAK
(Varlığı hiç değişmeden duran)

VEKÎL
(Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran)

KAVÎ
(Gücü bizzat kendinden olan, kudretli)

METÎN
(Her şeye gücü yeten, güçlü)

VELÎ
(Sevdiği kullarının dostu)

HAMÎD
(Ancak kendisine hamdedilen, övülmeye layık)

MUHSÎ
(Her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen)

MÜBDİ'
(İlkin yaratan)

MUÎD
(Tekrar yaratan)

MUHYÎ
(Hayat veren)

MÜMÎT
(Ölümü yaratan)

HAY
(Ebedi hayatta diri)

KAYYÛM
(Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kainatı idare eden)

VÂCİD
(Dilediğini dilediği zaman bulan, müstağni)

MÂCİD
(Şanı büyük ve yüksek)

VÂHİD
(Sıfatlarında, özelliklerinde tek ve biricik olan)

SAMED
(Tüm ihtiyaçların, niyetlerin, övgülerin, yakarışların yöneldiği eşsiz kudret) 

KÂDİR
(Her şeye gücü yeten, kudretli)

MUKTEDİR
(Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunan)

MUKADDİM
(İstediğini öne alan)

MUAHHİR
(İstediğini geriye bırakan)

EVVEL
(Varlığının başlangıcı olmayan, ilk)

ÂHİR
(Varlığının sonu olmayan, son)

ZÂHİR
(Her şeyde tecelli eden. Tüm yarattıklarında, kendisinden görülebilir izler, işaretler bulunan)

BÂTIN
(Gözle görülemeyen, her şeyde kendinden bir güç bulunan)

VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)

MÜTEÂLÎ
(İzzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, aşkın)

BERR
(İyilik ve lütfu sonsuz olan)

TEVVÂB
(Kullarını tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)

MÜNTAKİM
(Suçlulari adaletiyle cezalandıran)

AFÜV
(Hiçbir günah kalmayacak şekilde günahları affeden)

RAÛF
(Çok şefkatli, çok lütufkar)

MÂLİKÜ'L-MÜLK
(Mülkün ebedi sahibi)

ZÜ'L-CELÂLİ ve'l-İKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)

MUKSİT
(Adaletle hükmeden)

CÂMİ'
(İstediğini, istediği zaman istediği yerde toplayan)

GANÎ
(Her şeyden müstağni, kendisi dışında her şey O'na muhtaç)

MUGNÎ
(İstediğine zenginlik verip, zengin eden)

MÂNİ'
(Dilemediği bir şeyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere engel olan)

DÂRR
(Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan)

NÂFİ'
(Hayır ve menfaat veren şeyleri yaratan)

NÛR
(Alemleri nurlandıran, istediği gönüllere ve zihinlere nur yağdıran)
 
 

HÂDÎ
(Hidayet veren, istediği kulunu muradına erdiren)

BEDÎ'
(Eşi ve örneği olmayan, sanatkarane şekilde yaratan)

BÂKÎ
(Varlığının sonu olmayan)

VÂRİS
(Varlığı devam eden, servetlerin gerçek sahibi)

REŞÎD
(Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp, hikmet üzere sonuca ulaştıran)

SABÛR
(Çok sabırlı)


©TRNuke.net
ALLAH'ın (c.c) Güzel İsimleri

  Namaz Vakitleri


  Hava Durumu


  Site İstatistikleri
Toplam Sayfa Gösterimi
7,690,095

Aylık Sayfa Gösterimi
183,140

Kayıtlı Kullanıcı
7,981

November 30, 1999 12:00 AM UTC

Mü'minlerin Ahlakını Belirleyen Kur'an'dır

Yazar: Admin. 13309 Okunma
  Bu Sayfayı Yazdır   PDF Dosyası Oluştur   Bir Arkadaşına Gönder



Ahlâk; Arapça'da yaratma, yaratılış ve yaratılmış gibi manalara gelen ve halk ile aynı kökten olan hulk veya hulûk kelimelerinin çoğuludur. Ahlâk kelimesi Kur'an-ı Kerim'de geçmemekle beraber, hulk kelimesi biri gelenek, diğeri de ahlâk ve huy manasında olmak üzere iki ayette geçmektedir.


Bu şekliyle, kavrama, İslam literatüründe verilen ıstılahı manalar içinde en uygun olanı, İmam Gazali'nin verdiği anlamdır. Ki onun yaptığı tanım şöyledir: Ahlak, insan nefsinde yerleşen öyle bir hey'st (meleke)dir ki, hiç bir fiili zorlama olmaksızın, düşünüp taşınmadan, bu meleke sayesinde kolaylıkla ve rahatlıkla ortaya çıkar. [1]


İfade edildiği biçim üzerine bu kavram, köklerini Yun-anca'da ethic, Fransızca'da morale deyimlerinden alır. Yunanca'da etos deyimi töre anlamında, Fransızca'daki morale deyimi ise yaşayan gelenek anlamında kullanılmıştır.


Hiç şüphesiz islam, yeryüzünde Allah'ın iradesinin gerçekleşmesini kendisine hedef edinmiş ve böylesi bir iradenin hakim kılınmasında mevcut siyasal yapıların ancak kendi denetiminde bulunmasıyla açıklanmıştır.


Bununla birlikte Kur'an'ı dikkatle inceleyen herkes, onun inmeye başladığı andan itibaren temel esprisinin yukarıda vurgusu yapılan siyasi boyutuyla bütünleşen ahlaki ilkeler çerçevesinde geliştiğini görecektir. Aslında bu husus, Kur'an'ın yeryüzünde sözü edilen Allah'ın iradesini hakim kılma hedefinin hangi temellere dayanarak yaşanabileceğini de göstermesi bakımından çok önemlidir.


Kur'an, oluşturduğu ahlaki prensipleri birey ve toplum noktasında iki yönüyle işlemiş, kendi ahlak düşüncesinin sosyalleşmesini de, bu toplumu oluşturacak bireylerin Kur'ani ölçüler çerçevesinde ahlaklanmasına bağlamıştır. Kur'an'ın üslubundan anlaşılan odur ki, söz konusu durum, ister bir toplumu değiştirmeye aday, isterse dönüşmüş bir toplumun içinde yaşayan insanları kapsasın; değişmeyecektir. Siz başkalarına iyiliği emrederken kendinizi unutuyor musunuz? Bu şekliyle bireyin ahlaklanması, Kur'an'ın nihai olarak hedeflediği ahlakın; toplumsal bazda hayat bulmasının ön koşuludur. Böylece Kur'anî ahlakı özümsemiş olan müslüman, islami düşünce ve pratiğin en temel güvencesini temsil eden kişi olacaktır.


Rahman'ın öyle kullarıdır ki yeryüzünde mütevazi olarak yürürler, cahiller kendilerine laf atarsa selam derler, Onlar öyle kimselerdir ki, gecelerini Rablerine secde ederek (O'nun huzurunda) ayakta durarak geçirirler. Ki onlar: Rabbimiz, cehennemin azabını bizden öteye çevir, doğrusu onun azabı (insana sarılıp bir daha ayrılmayan) sürekli bir azabdır, orası ne kötü bir karargah ve ne kötü bir makamdır! derler. Ve onlar ki harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne de cimrilik ederler, (harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur. Ve onlar Allah ile beraber başka ilaha yalvarmazlar, Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa günahı(nın cezasını) bulur. Kıyamet günü onun için azap kat kat yapılır. Faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Kim (günahlarından) tevbe eder ve faydalı iş yaparsa o, makbul bir kimse olarak Allah'a döner. Onlar ki yalan yere şahidlik etmezler (yalan konuşulan yerlerde bulunmazlar), boş laf (konuşanlar)a rastladıklarında vakarla (oradan) geçip giderler. Ve onlar kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar. Ve onlar: Rabbimiz, bize gözler sevinci (gönüller açan) eşler ve çocuklar lutfeyle ve bizi (senin azabından) korunanlara önder yap derler. İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en yüksek) oda(ları)yla mükafatlandırılacaklar ve selam ile karşılanacakladır. Orada ebedi kalacaklardır. Ne güzel karargah ve ne güzel makamdır orası!


Yukarıda verdiğimiz ayet mealleri, ahlaki vasıfların birey ve toplum noktasında formüle edilişinin güzel örneklerini içermektedir. Ayetlerde ifadesini bulan ahlaki özelliklerin uygulayıcısı, insanın kendisi olmakla birlikte Kur'an'ın, bunları inananlar topluluğunun genel umdeleri olarak belirtmesi anlamlıdır.


Görüldüğü üzere, Kur'an ahlakı her şeyden önce, bireyi kuşatır. Bu, öylesine geniş bir sahadır ki -bir çok ayette de belirtildiği gibi- kişinin sadece Allah ile kendisi arasında gerçekleşen ibadî davranışlarından, iktisadi tasarruflarına, hatta insanlarla olan ilişki biçimlerine varıncaya kadar onun yaşamsal etkinliklerinin tamamını kapsamaktadır, Kur'an'da defalarca belirtildiği üzere islami hayat, yaptırımlarını ön gördüğü insandan alır. Bununla birlikte bu yaptırımların gerçek hedeflerine ulaşması için kişiden, davranışlarında ahlaki bir tutarlılık ve istikrar beklenir.


İslam cemaatinin ortak bir tavır içine girilmesini kıldığı hallerde kendisinden, topyekün bu tavrı göstermesi istenir. Müslümanların Mekke'den Medine'ye hicretleri sırasında, yapılması gerekeni yapmayıp, Mekke'de kalanların, Kur'an tarafından Onlar hicret edinceye kadar sizden değildir şeklinde dışlanması her şeyden önce bu çerçevede düşünülmelidir.


Kur'an davranışlarda istemiş olduğu bu tutarlılığı (iman ve salih amel) gerçekleştirmek için öncelikle birey, daha sonra da toplum noktasında hassas bir denge oluşturmuştur. İslam ahlakı, Kur'an'da ifade olunan bu bütünlüğün ancak onun istediği şekilde yaşanması ve yorumlanması ile canlılık kazanacaktır.


Takva, bunun en güzel örneklerinden biridir. Geleneksel anlayışta Allah korkusu şeklinde özetlenmesine karşın, Kur'an bütünlüğünde bakıldığında kavramın; korkunun ötesinde (kastettiğim, korku kavramının tek başına yetersiz kalacağıdır. Mesela, ölüm korkusu ya da Kurttan korkmak gibi) insanda gerçekleşmesi hedeflenen, kulluk sorumluluğunun her yönüyle yansıtılması anlamına geldiği görülmektedir.


"İman eder ve de takvayı korursanız, size büyük ecir vardır." (3/Ali İmran, 19).


"Eğer iyilik eder ve takvayı da korursanız, bilin ki Allah işlediklerinizden haberdardır." (4/Nisa, 128)


O halde muttaki kişi; Allah katında makbul biri olmak için günahları, fuhşu, kötülüğü ve batıl inancı bırakan kişidir. Bu kişinin takvayla birlikte salih amele yönelmesi tek olan Allah'a inanıp onun hidayetine uyması gereklidir. [2]


Bu şekliyle tamamen ahlaki bir kavram olan takva, soyut değerlerden çok, hayattaki uygulama biçimiyle anlam kazanacaktır.


Takva, Kur'an'da vaaz edilen ahlaki bütünlüğü harekete geçirecek dinamik unsurlardan sadece bir tanesidir. İyiliği emretmek, kötülüklerden alıkoymak, hayırlarda yarışmak, her türlü şarta rağmen adil olabilmek şeklinde özetlenebilecek ve her biri Kur'an tarafından değişmez esaslar olarak açıklanan bir çok husus, bu bağlamda düşünülebilir.


Kaldı ki islam; kendi kavram bütünlüğü içinde, insanlara bir hayat sistemi sunarken bile, bu sistemin başarısını, özünde varolan bu dinamik unsurların işletilmesi sonucuna bağlamıştır.


İslam ahlakı, (erdin kendisinden başlayan ve giderek toplumsallaşan ileri bir harekete dönüşür. Bu durum son derece tabiidir de. Çünkü; insan, doğası gereği toplumsal bir varlıktır. Kur'an bunu Ey insanlar, biz sizi bir dişi ve bir erkekten yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere, kabilelere ayırdık. şeklinde açıklamıştır.


Yani; insan, milletlere, kabilelere bağlılığı ile bilinen ve gruplar halinde yaşayan bir varlık olarak yaratılmıştır.3 Bu husus insana, ister istemez, dış çevresiyle ilgili bir dizi yükümlülük getirecektir.


İşte bunun İçin yukarıda işaret ettiğimiz, ferdin kendisini kuşatan ahlaki değerlerin de sosyalleşmesi gerekiyor ki; insanların bir diğeriyle ilişkileri üzerinde gerçekleşen toplumsal hayatta, adil bir düzen oluşabilsin.


Böylece islam, kendisine has bjr ahlak anlayışıyla gerek laik, gerekse mistik (çeşitli isimler adı allında yaygınlık kazanması onun bu vasfını değiştirmeyecektir) anlayışlardan farklılaşır. Dini, hayatın içinden çekip; onu, Sezar'ın hakkı Sezar'a; Allah'ın hakkı Allah'a şeklinde bir iş bölümüne dönüştüren laiklik, ahlakî olanın mutlaka din ile ilgili olmadığını (dinden kaynaklanması gerekmediğini) hatta dine rağmen olabileceğini savunur.


Bugün toplumda kendi iç bütünlüğünden koparılan ahlak kavramının, sadece kumar oynamamak, zina etmemek düzeyine indirgenmesi ya da dinin hiç bir emrini yerine getirmeyen bir insanın kendini, ...evet ama benim kalbim temiz ifadesiyle ahlaklı görebilmesi, sözü edilen bu anlayışların tezahürüdür.


Bununla beraber, dini, hayattan soyutlayan laik anlayışa çanak tutarcasına ferdi toplumdan koparan, ona kendi kurtuluşunun ancak uzlete çekilip nefsiyle mücadele yolundan geçtiğini öğütleyen mistik anlayışlar da islam'la uyuşmayacaktır. Ancak; ne gariptir ki islam düşüncesi gelişim süreci içerisinde bu eylemlerden kendini kurtaramamıştır. Bunun en somut ifadesi, birçokları tarafından hal ilmi olarak tanımlanan tasavvuftur. Burada ilginç olan bir diğer nokta, Kur'an'da İslam ahlakını oluşturacak esaslar yokmuş ya da yeterli değilmiş gibi insanların, islam ahlakının yaşanmasını, tasavvuf veya irfan denilen nazariyelerin ayrı başlıklar ya da kurum kültürleri allında yorumlamaya ve biçimlendirmeye çalışmalarıdır.


Düşünsel temellerini hicri 2. asırdan itibaren oluşturmaya başlayan tasavvuf, ilk oluşum devirlerinde (günün gelişen şartlarında) davranışlara yön veren eğilimlerin ve samimi bir dindarlığın tezahürü [4] olarak kabul edilse bile, daha sonraları giderek Hıristiyan, Yahudi, Gnostik ve hatta Budist ve Zerdüşt kaynakların etkisi altında, kendi felsefî disiplinini oluşturmuştur. Kişinin kendini tamamıyla Allah'a adaması gibi ilk bakışta oldukça samimi görünen bu disiplin, gelişim sürecinde Allah'a doğru yapılan ruhani bir yolculuğa dönüşmüş ve beşeri sıfatların, ilahi sıfatlarda yok olması şeklinde tanımlanan ve tasavvufun amentüsü diyebileceğimiz öğretiyi (Vahdet-i Vücud Birlik) oluşturmuştur.


Bu durum, İslam'ın en temel esprileriyle tezat oluşturur. Başta Tevhid olmak üzere, Kur'an'ın bütün kavramlarının bu öğretiyle yorumlanmasını savunan tasavvufun, İslam'ın gerçekleştirmeyi hedeflediği ahlaki oluşumu temsil etmesi zaten mümkün değildir.


Tasavvuf, İslam'da varlığıyla, birliğiyle, eşi ve benzeri olmayan bir tek Allah düşüncesini, her şeyin hep birlikte Allah olmasına dönüştürmüş olduğundan, ahlakı da Bir tek ahlak kanunu vardır. Bu "beni" inkar etmekle filizlenen ve ihsan ile gerçekleşen cihan şümul sevgi kanunudur.5 gibi tek boyutlu ve hümanist unsurları ağır basan, Kur'an dışı bir kalıba indirgemiştir.


Kur'an'ın ana ilkelerinin başında, yeryüzünde ahlaki bir toplumun oluşmasının geldiğini vurgulamıştık. Hz. Peygamber'den nakledilen bir haberde Ben ahlaki güzellikleri tamamlamak için gönderildim sözü bunun en güzel örneğidir. Bu çerçevede, Kur'an Rasulullah'ın ahlakı için Muhakkak ki sen büyük bir ahlak üzerindesin. (68/Kalem, 4) buyurmaktadır. Şüphesiz ki Peygamberimiz, ahlakını Kur'an'a bakarak oluşturmuştur. Ayette ifadesini bulan ahlaka özel vurgu yapılması büyük oluşu da bu sebepten ötürüdür. Hal böyle iken yapılacak en doğru hareket Kur'an'ın bize uymamız için gösterdiği örnek insan Rasulullah (s)'ın yaptığı gibi, Kur'an'la ahlaklanmaktır. Çünkü, bizim tüm düşünsel ve ameli ihtiyaçlarımızı Kur'an düzenlemiştir. Dahası o, birey ve toplum düzeyinde tüm sorun ve beklentilerimizi kuşatacak bir enginliktedir.


"Biz onda hiç bir şeyi eksik bırakmadık" (25/Furkan, 63-76)


Notlar:

1. Dr. Mustafa Çağrıcı, Ana Hatlarıyla İslam Ahlakı, s. 15, Ensar Neşriyat, İstanbul-1986.

2. Muhammed el-Behiy, Kur'ani Kavramlar, Yöneliş Yayınları, İstanbul-1998.

3. M. Mutahhari. Tarih ve Toplum, Yöneliş Yayınları, İstanbul-1989.

4. Fazlur Rahman, İslam, Selçuk Yayınları.

5. Dr. Mustafa Çağrıcı.a.g.e.

Kaynak: Haksöz Dergisi, Sayı: 2
 



Basri Işıksever

Telif Hakkı © iSLAMKENT
Tüm Hakları Saklıdır.


Kategori: Yok
Taglar: Yok
İşaretle: Share/Save/Bookmark

[ Geri Dön ]
Content ©

  Anket
Yediklerinizin helal olup olmadığına dikkat ediyor musunuz?

Evet
Genellikle
Farketmez
Hayır



Sonuçlar | Anketler

  Üye Menüsü
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
(Kayıt Ol)
Üyelik:
Son Üye: unonym
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 7981

Şu An Bağlı:
Ziyaretçi: 30
Üye: 0
Toplam: 30

  Döviz Kurları

  Hikayeler

· Hayal ve Gerçek
(10377 okuma)
· Mesele Kuyumcuyu Bulmak
(12118 okuma)
· Diplomasi
(8203 okuma)
· Halil İbrahim Bereketi
(13409 okuma)
· Tasavvuf ve Kapıları
(10454 okuma)


· Yemekte Besmele ve Şeytan
(84620 okuma)
· Meleklerin Yıkadığı Genç
(67154 okuma)
· Namazı Doğru Kılmak
(51043 okuma)
· Anne - Baba
(49373 okuma)
· Beddua
(42573 okuma)

Top 10 100 Hikaye mevcut

   Şiirler

· Kahırlanır
(2684 okuma)
· Müstezat Gazel
(2510 okuma)
· Anlatamam kendimi
(2858 okuma)
· Kulun Kerameti
(1019 okuma)
· Nebi ye Özlem
(2531 okuma)


· Bu Çağrı Sanadır
(28305 okuma)
· Sessiz Gemi
(20780 okuma)
· Ölünün Odası
(19025 okuma)
· Beni Yalnız Bırakma
(18027 okuma)
· Ezeli Nur
(15674 okuma)

Top 10 1395 Şiir mevcut

  Arşivden
   16.12.08
Niçin
   02.09.08
Hoşgeldin Ramazan
   28.07.08
Buyurun Miraca Çıkalım
   11.06.08
Hukuku öldürmek...
   28.04.08
Kalk Kudüs'e gidelim...
   08.03.08
Bir selam bekler gönüller
   08.02.08
Rabbin sana küsmedi...
   02.01.08
Salavatın bir sırrı
   19.12.07
Kurban...
   10.12.07
Kurban olun...
   30.11.07
Peygamber Kıssaları...
   04.11.07
İpliğini Bozup Çözen
   19.09.07
Kur'an ayı: Ramazan
   13.09.07
Hayatı Ramazan olanın ahireti bayram olur
   31.08.07
Beni örtün, beni örtün!
   24.08.07
Evvel sen de yücelerden uçardın
   09.08.07
Namaz Mü\'minin Miracıdır...
   30.07.07
Nun, Kalem ve Satırlar...
   16.07.07
Recep ve Şaban kokularını Ramazan’dan aldılar
   06.07.07
Yaratan Rabbinin Adıyla Oku...
   02.07.07
Viva El İslam
   17.06.07
Tertemiz Gitmek Varken...
   13.06.07
Ordu ve çıldırma...
   05.06.07
Darbe...
   29.05.07
Bombalar
   24.05.07
Aynı Hizada Durabilmek
   16.05.07
Nefsim, Nefsim
   07.05.07
O\'ndan kuluna, kulundan O\'na...
   02.04.07
"Ben Batanları Sevmem!"
   18.03.07
Felâh: Gerçek Başarı

Eski Haberler

  Sayfa İzlenimi
Şu ana kadar
7690096
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Ekim 2013

PageRank
PHP-Nuke
islam|islami forum|voylet
Sayfa Üretimi: 0.07 Saniye