Hoşgeldiniz: iSLAMKENT
  Hosgeldin Misafirimiz, Giris veya Kayit anasayfa  ·  hesabınız  ·  dosyalar  ·  islami forum  ·  iletişim  

  Ana Menü
  Anasayfa

 Kuran-ı Kerim :
       Kuran-ı Kerim
       Tefsir (Elmalılı)
       Kısa Sureler
       Kuran Oku - Dinle
       Elifba
       Tecvid Dersi
 Siyer ve Sünnet :
       Kütübi Sitte
       Kuranda Peygamberler
       Hadislerle İslam
       Hac ve Umre
       Veda Hutbesi
 İslami Bilgi :
       Dinimi Öğreniyorum
       Temel Bilgiler
       Namaz Rehberi
       Namazla Diriliş
       Derin Bilgi
       Risale-i Nur
       İhtida Öyküleri
       İslam Tarihi
       Esmaül Hüsna
       Esmaül Hüsna (Slayt)
 Genel :
       Hikayeler
       Şiirler
       Anketler
       Dosyalar
       Gazeteler
       Yazı Arşivi
       İletişim
       Bizi Tavsiye Edin

  Derin Bilgi
Toplam Yazı: 56
Toplam Kategori: 17
Toplam Okuma: 686211



 Kur'an'da Şefaat, Ah..
 Hz. Peygamber ve Yap..
 Tasavvuf Üzerine Düş..
 Mü'minlerin Ahlakını..
 Allah (c.c) Kimleri ..
 Cehennemsiz Olmaz mı..
 Mahremiyet ve Tesett..
 Peygamber Duaları..
 Üstünlük Ölçümüz Tak..
 Büyük Aldanış: Dünya..


 Kadınlarla Tokalaşma..
 Hızır (a.s) Kimdir?..
 Peygamber Duaları..
 Kabir Hayatı Var mıd..
 Kur'an Okumaya Başla..
 Nazar Kavramı..
 Ahirete İmanın Bedel..
 Allah'ı (c.c) Gereği..
 Nuh (a.s) ve Tufan..
 Büyük Aldanış: Dünya..

  Esmaül Hüsna

"O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Haşr-24)"

ALLAH
(Uluhiyete mahsus sıfatların hepsini kendinde toplayan İsm-i Azam)

RAHMÂN
(Bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden)

RAHÎM
(Çok merhamet eden, nimet veren)

MELİK
(Bütün kainatın tek sahibi ve mutlak hükümdarı)

KUDDÛS
(Hatadan, gafletten ve her eksiklikten münezzeh)

SELÂM
(Esenlik veren, kullarını selamete çıkaran)

MÜ'MİN
(Gönüllere iman ışığını veren, vaadine güvenilen)

MÜHEYMİN
(Kainatın bütün işlerini gözetip yöneten)

AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)

CEBBÂR
(İradesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan)

MÜTEKEBBİR
(Her şeyde büyüklüğünü gösteren)

HÂLIK
(Büyün mevcudatı takdirine uygun şekilde yaratan)

BÂRİ'
(Bir model olmaksızın canlıları yaratan)

MUSAVVİR
(Her şeye şekil ve özellik veren)

GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahları bağışlayan)

KAHHÂR
(Her şeye her istediğini yapacak şekilde galip ve hakim)

VEHHÂB
(Karşılık beklemeden bol bol veren)

REZZÂK
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren)

FETTÂH
(Zorlukları kolaylaştıran ve iyilik kapılarını açan)

ALÎM
(Herşeyi çok iyi bilen)

KÂBID
(Rızkı tutan, canlıların ruhunu alan)

BÂSIT
(Rızkı genişleten, ruhları bedenlerine yayan)

HÂFID
(Alçaltan, zillete düşüren)

RÂFİ'
(Yukarı kaldıran, yükselten)

MUİZ
(Yücelten, izzet ve şeref veren)

MÜZİL
(Alçaltan, zillet veren)

SEMİ'
(Her şeyi işiten)

BASÎR
(Her şeyi gören)

HAKEM
(Son hükmü veren)

ADL
(Mutlak adalet sahibi, çok adaletli)

LATÎF
(Yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan)

HABÎR
(Her şeyin iç yüzünden haberdar olan)

HALÎM
(Acele ile ve kızgınlıkla muamele etmeyen)

AZÎM
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

GAFÛR
(Bütün günahları bağışlayan)

ŞEKÛR
(Az iyiliğe çok mükafat veren)

ALÎ
(İzzet, şeref ve hükümranlik bakımından en yüce, aşkın)

KEBÎR
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)

MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)

HASÎB
(Kullarının her yaptığını bilen, onları hesaba çeken)

CELÎL
(Azamet sahibi)

KERÎM
(Lütuf ve keremi çok bol ve çok geniş)

RAKÎB
(Büyün varlığı gözetleyip, kontrol eden)

MÜCÎB
(Dualara karşılık veren)

VÂSİ'
(İlmi ve merhameti herşeyi kuşatan)

HAKÎM
(Bütün emirleri ve işleri hikmetli olan)

VEDÛD
(Kullarını çok seven, sevilmeye gerçekten layık olan)

MECÎD
(Şanı büyük ve yüksek)

BÂİS
(Ölümden sonra dirilten)

ŞEHÎD
(Bütün zamanlarda ve her yerde, hazır ve nazır)

HAK
(Varlığı hiç değişmeden duran)

VEKÎL
(Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran)

KAVÎ
(Gücü bizzat kendinden olan, kudretli)

METÎN
(Her şeye gücü yeten, güçlü)

VELÎ
(Sevdiği kullarının dostu)

HAMÎD
(Ancak kendisine hamdedilen, övülmeye layık)

MUHSÎ
(Her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen)

MÜBDİ'
(İlkin yaratan)

MUÎD
(Tekrar yaratan)

MUHYÎ
(Hayat veren)

MÜMÎT
(Ölümü yaratan)

HAY
(Ebedi hayatta diri)

KAYYÛM
(Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kainatı idare eden)

VÂCİD
(Dilediğini dilediği zaman bulan, müstağni)

MÂCİD
(Şanı büyük ve yüksek)

VÂHİD
(Sıfatlarında, özelliklerinde tek ve biricik olan)

SAMED
(Tüm ihtiyaçların, niyetlerin, övgülerin, yakarışların yöneldiği eşsiz kudret) 

KÂDİR
(Her şeye gücü yeten, kudretli)

MUKTEDİR
(Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunan)

MUKADDİM
(İstediğini öne alan)

MUAHHİR
(İstediğini geriye bırakan)

EVVEL
(Varlığının başlangıcı olmayan, ilk)

ÂHİR
(Varlığının sonu olmayan, son)

ZÂHİR
(Her şeyde tecelli eden. Tüm yarattıklarında, kendisinden görülebilir izler, işaretler bulunan)

BÂTIN
(Gözle görülemeyen, her şeyde kendinden bir güç bulunan)

VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)

MÜTEÂLÎ
(İzzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, aşkın)

BERR
(İyilik ve lütfu sonsuz olan)

TEVVÂB
(Kullarını tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)

MÜNTAKİM
(Suçlulari adaletiyle cezalandıran)

AFÜV
(Hiçbir günah kalmayacak şekilde günahları affeden)

RAÛF
(Çok şefkatli, çok lütufkar)

MÂLİKÜ'L-MÜLK
(Mülkün ebedi sahibi)

ZÜ'L-CELÂLİ ve'l-İKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)

MUKSİT
(Adaletle hükmeden)

CÂMİ'
(İstediğini, istediği zaman istediği yerde toplayan)

GANÎ
(Her şeyden müstağni, kendisi dışında her şey O'na muhtaç)

MUGNÎ
(İstediğine zenginlik verip, zengin eden)

MÂNİ'
(Dilemediği bir şeyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere engel olan)

DÂRR
(Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan)

NÂFİ'
(Hayır ve menfaat veren şeyleri yaratan)

NÛR
(Alemleri nurlandıran, istediği gönüllere ve zihinlere nur yağdıran)
 
 

HÂDÎ
(Hidayet veren, istediği kulunu muradına erdiren)

BEDÎ'
(Eşi ve örneği olmayan, sanatkarane şekilde yaratan)

BÂKÎ
(Varlığının sonu olmayan)

VÂRİS
(Varlığı devam eden, servetlerin gerçek sahibi)

REŞÎD
(Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp, hikmet üzere sonuca ulaştıran)

SABÛR
(Çok sabırlı)


©TRNuke.net
ALLAH'ın (c.c) Güzel İsimleri

  Namaz Vakitleri


  Hava Durumu


  Site İstatistikleri
Toplam Sayfa Gösterimi
7,518,800

Aylık Sayfa Gösterimi
179,157

Kayıtlı Kullanıcı
7,978

  Fırsatlar Ayı Ramazan
Gönderen: Admin
PHP-Nuke

Fırsatlar Ayı Ramazan...

Kur'an-ı Kerim'de oruçla ilgili hükümlerin anlatıldığı ayetler, Bakara suresinin 183 ilâ 187. ayetleridir. Bu ayetler okunduğunda bazı kavramların ön plana çıktığı görülmektedir. Aşağıda bu ayetlerde Ramazan ayının Müslümanlara sunduğu "fırsatlar" olarak değerlendirilen takvâ, Kur'an, şükür ve dua kavramları üzerinde durulacaktır.





1. Fırsat: Takvâ

Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de orucun amacını şöyle belirtiyor:

"Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de korunasınız diye farz kılındı." (Bakara, 2/183)

Mealde altı çizili olan yer, ayet metnindeki (لعلكم تتقون) "leallekum tettekûn" ifadesinin karşılığıdır. "Tettekûn" kelimesi, takvâ (تقوى) kelimesinden türemiştir. Bu durumda ayetin anlamı; "takvâlı olasınız diye" demek olur. Takvâ, 'korunmak' demektir. Neden korunmak? Günahlardan, haramlardan, şirke düşmekten... Kısaca her türlü kötülüğe karşı kendini korumanın adıdır takvâ. İşte kişiye bu takvâ ruhunu aşılamanın yollarından biri de oruçtur. Zaten Farsça rûze kelimesinden dilimize geçen orucun Arapça karşılığı da savm / sıyâm'dır. Bu da 'tutmak' anlamına gelir: Kendini tutmak. Oruçluyken yemeye, içmeye ve cinsel ilişkiye karşı kendini tutmak. İşte insan oruçluyken aynı zamanda Allah'ın yasakladığı diğer şeylere karşı da kendini koruduğu vakit orucun hedefine yani takvâya ulaşacaktır. Budur Ramazan ayında oruç tutmanın gayesi, amacı: Kişiyi takvâya ulaştırmak, takvâ bilinciyle donatmak.

Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ramazan boyunca her gece kullara bu takvâ çağrısının yinelendiğini bildirmiştir:

"Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin asileri zincire vurulur. Cehennem kapıları kapatılır, hiçbiri açılmaz; Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Ve bir seslenen şöyle haykırır: "Ey hayır isteklisi (hayır işlemeye) yönel! Ey şer isteklisi, kendini tut! (Çünkü) Allah'ın ateşten koruduğu kimseler vardır." Ramazan boyunca bu iş her gece yapılır."[1]

Bu açıdan sadece aç kalmak değildir oruç. Ramazanda kişinin kendisini diğer zamanlarda olmadığı kadar "tutmasını" bekliyor Allah. "Şimdiye kadar olmasa bile hiç olmazsa bundan sonra" manasında bir fırsat veriyor, orucu kötülüklere kalkan yapmasını bekliyor insandan. Nitekim Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem de orucun bu yönüne vurgu yapmış, şöyle buyurmuştur:

"Oruç bir kalkandır. Oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene 'ben oruçluyum, ben oruçluyum' desin ve onunla dalaşmasın." [2]

Bunu yapamadıktan yani kendini tutamadıktan sonra orucun gayesi olan takvâya nasıl ulaşacak insan! Şöyle buyuruyor bir kez daha Peygamberimiz:

"Yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmayan bir kimsenin, yemeği ve içmeyi bırakmasına, aç kalmasına, Allah'ın ihtiyacı yoktur!" [3]

"Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir."[4]

Oruç ayetlerine başlarken takvâ vurgusu yapan Allah, bu ayetleri bitirirken bir kez daha aynı şeye vurgu yapıyor ki oruç - takvâ ilişkisinde hiçbir kapalılık anlaşılmazlık kalmıyor:

"...Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; sakın onlara yaklaşmayın! Böylece Allah sakınıp korunsunlar diye ( لعلهم يتقون) insanlara ayetlerini iyice açıklıyor."(Bakara, 2/187)

 
2. Fırsat: Kur'an

Ramazanı Ramazan yapan değer, Kur'an'dır. Bunu şu ayetten gayet açık bir şekilde anlamaktayız:

"Ramazan öyle bir aydır ki Kur'an o ayda, insanlara doğruyu gösteren ve doğruyu yanlıştan ayıran belgeler halinde indirilmiştir..." (Bakara, 2/185)

Ne anlama gelir bu ayet? Sevdiğiniz, beğendiğiniz bir şeyi dostlarınıza, arkadaşlarınıza anlatırken onun en güzel tarafı ile başlarsınız. "Bu sene bir yere tatile gittim. Öyle güzel bir havası vardı ki..." dersiniz, havasını çok beğendiyseniz. Yahut sizin için gerçekten muhteşem olan manzarasından veya sessizliğinden sakinliğinden başlarsınız... Yani orayı sizin için bir kez daha gidilesi, görülesi kılan şey ne ise onu ön plana çıkarırsınız. Allah da Ramazanı bize öyle sunuyor: "Ramazan öyle bir ay ki Kur'an o ayda indirilmiştir." Tabiri caizse "ne yapın ne edin Ramazanı Kur'an'la yaşayın" diyor Rabbimiz. "Eğer muhteşem bir Ramazan yaşamak istiyorsanız bunu Kur'an'sız yapamazsınız" diyor. Zira Kur'an'sız bir Ramazan, tatsız tuzsuz bir yemeğe benzer. Yersiniz ama lezzet almazsınız.

Öyleyse bundan önceki ramazanları Kur'an'sız yaşama bahtsızlığını gösterdiysek ve Allah bir fırsat daha verdiyse bize, bu sene farklı bir Ramazan geçirmek zorundayız demektir; Kur'an'lı bir Ramazan... Diğer zamanlarda olmadığı kadar Ramazanda Kur'an'a vakit ayırmak, onunla ilişkilerimizi bir kez daha gözden geçirmek durumundayız.

"Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var?"(Muhammed, 47/24) ilahi uyarısını göz önünde bulundurarak okuduğumuz Kur'an'ı anlamaya, anladığımızı da hayatımıza aksettirmeye büyük özen göstermeliyiz. Bugüne kadar "her Ramazanda bir hatim" idiyse hedefimiz bu Ramazan farklı olmalı. "Okuduğumu anlamaya çalışmalıyım" diyerek kendimize bir program yapmalıyız. Her gün birkaç ayet veya 1 sayfa yahut 5, 10, 15 sayfa.. Yapabilen her gün bir cüzü mealiyle birlikte okumalı.

Netice itibariyle diğer zamanlarda ayıramadığımız kadar bu Ramazan Kur'an'a, kitabımıza, vakit ayırmalıyız.

 
3. Fırsat: Şükür

Ramazanın öyle pek de fazla dillendirilmeyen bambaşka bir özelliği daha vardır. Ramazan, oruç ve Kur'an ayı olmasının yanı sıra aynı zamanda bir şükür ayıdır. Oruç ayetlerinin devamında Allah Teala şöyle buyuruyor:

"Ramazan öyle bir aydır ki Kur'an o ayda, insanlara doğruyu gösteren ve doğruyu yanlıştan ayıran belgeler halinde indirilmiştir. (...) Allah size kolaylık diliyor, zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki, şükredesiniz! (Bakara, 2/185)

Şükür, teşekkürdür. Kadir kıymet bilmek, kul olduğunu hatırlamaktır. Aciz olduğunun, Allah karşısında veren el değil alan el olduğunun, rızka muhtaç olduğunun farkına varmaktır. Bir ramazana daha ulaştırdığı için, bir kez daha fırsat verdiği için, bu sevinci bir kez daha yaşattığı için Allah'a teşekkürün ifadesidir.

Ramazanın, orucun bir başka hedefi, kullara şükür bilinci aşılamaktır. Şükür, bir sevincin dışa vurumudur. Ramazan gibi bir nimete gark olan mümine yakışan bir teşekkürdür.

İnsan nasıl ibadetle emrolunmuşsa aynı şekilde şükretmekle de emrolunmuştur:

"Hayır! Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol." (Zümer, 39/66)

Fakat maalesef bu emri çok az insan yerine getirmektedir.

"...Allah, insanlara çok ihsanda bulunmuştur, lâkin insanların çoğu şükretmezler." (Yunus, 10/60; Neml, 27/73)

Şükrün zıddı küfrân-ı nimettir, yani nankörlük etmek, görmezlikten gelmektir. Allah'a şükretmeyen, ona nankörlük ediyor demektir.

"Şüphesiz biz insana doğru yolu gösterdik. Bundan sonra ister şükredici olsun ister nankör." (İnsan, 76/3)

"Artık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara, 2/152)

Kul şükrettiğinde Allah bundan hoşnut olur, kuluna verdiği nimetleri daha da artırır. Fakat nankörlüğün cezası da çok kötüdür:

"...Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir!..." (İbrahim, 14/7)

 "Eğer nankörlük edecek olursanız bilin ki Allah sizden müstağnidir, hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, ama kullarının inkâra sapmalarına razı olmaz. Eğer şükrederseniz, bundan da hoşnut olur..." (Zümer, 39/7)

 "Siz şükredip iman ettikten sonra Allah ne diye sizi cezalandırsın ki? Allah şükredenlerin mükâfatlarını bol bol verir ve her şeyi hakkıyla bilir." (Nisa, 4/147)

Şükretmeyen insan, şeytanın hesabına çalışan insandır. Zira şeytan, Allah'ın huzurundan kovulduğu ve kıyamete kadar yaşama izni aldığı vakit Allah'a şöyle demişti:

«Öyle ise» dedi, «Sen beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere Senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım.» «Sonra onların gâh önlerinden, gâh arkalarından, gâh sağlarından, gâh sollarından sokulacağım, vesvese verip pusu kuracağım, onların birçoğunu şükreden kullar olarak bulamayacaksın!» (A'raf, 7/16-17)

İşte Ramazan şükretmeyenlere, edemeyenlere yepyeni bir fırsat. Allah şükredelim diye çeşit çeşit nimetlerin yanı sıra bizlere bir de Ramazan nimetini bahşetmiş. Öyleyse bu Ramazan diğer ramazanlardan bu yönüyle de farklı olmalı. İşte o zaman takvâlı kullardan olmaya bir adım daha yaklaşmış oluruz.

 
4. Fırsat: Dua

Oruç ve ahkâmı ile ilgili 4 ayetin (Bakara 183, 184, 185 ve 187. ayetler) arasına serpiştirilen dua ile ilgili şu ayetin anlamına dikkat etmek gerekir:

"Kullarım sana beni sorarlarsa, ben yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da bana karşılık versinler. Bana güvensinler. Böylece olgunlaşırlar." (Bakara, 2/186)

Anlaşılıyor ki oruç ile dua arasında sımsıkı bir ilişki bulunmaktadır. Hazır oruçluyuz, Kur'an'ımızı okuyor, şükrümüzü de ifa ediyoruz. Yani yukarıdaki ayette Allah'ın bizlerden istediği gibi biz ona karşılık veriyor, onun istediklerini yapıyoruz. Aynı zamanda şeksiz şüphesiz bir şekilde Ona güveniyoruz. O halde sıra bizde: Açalım ellerimizi Ondan isteyelim. Ondan karşılık bekleyelim.  Ona yalvara yalvara, için için dua edelim. Onun istediği gibi:

"Rabbinize için için yal­vararak gizlice dua edin. O, taşkınlık yapanları sevmez." (A'raf, 7/55)

Duanın samimiyeti onun gizliliğinde saklıdır. Buna çok dikkat etmek gerekir. Ebû Musâ radıyallâhu anh anlatıyor: "Bir sefere (Hayber Seferi) çıkmıştık. Halk (yolda, bir ara) yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm müdahele ederek:

"Nefislerinize karşı merhametli olun. Zira sizler, sağır birisine hitap etmiyorsunuz, muhatabınız gaip de değil. Sizler gören, işiten, (nerede olsanız) sizinle olan bir Zat'a, Allah'a hitap ediyorsunuz. Dua ettiğiniz Zat, her birinize, bineğinin boynundan daha yakındır" dedi."[5]

İftar edene kadar oruçlunun duasının reddedilmeyecek dualar arasında olduğunu Peygamberimiz de müjdelemiştir.[6] Öyleyse bu da yukarıda sayılan diğer şeyler gibi kaçırılmayacak fırsatlardan bir diğeri. Ramazanda bir daha bu fırsatı bulamayacakmışçasına bol bol dua etmeliyiz.

Buraya kadar yazılanları kısaca özetleyecek olursak: Ramazan sadece aç kalmaktan ibaret değildir. Ramazan kişiye bir şeyler kazandırmak için vardır. Bunlardan ilki takvâdır. Kişi oruçlu iken kendisini her türlü kötülüğe karşı koymanın mücadelesini vermelidir. "Sade müslümanı" "muttakî Müslüman" yapmaktır orucun gayesi. Dolayısıyla bu bilinçle tutulmalıdır oruç.

İkinci olarak Kur'an'la ilişkiler gözden geçirilmeli, zaaflar varsa giderilmelidir. Ramazanı ramazan yapan değer Kur'an diğer zamanlardan daha çok yer tutmalı Müslümanın gündeminde. Belki bunun için sahur vakitleri biçilmiş kaftan olarak düşünülebilir. O vakitte beden dinlenmiş, zihin berraklaşmış olur. Tam vaktidir Kur'an'la baş başa kalmanın; asla feda edilmemeli.

Ve şükür ile dua... Bu Ramazan bunlara da bolca yer vermeliyiz. Hem ne vaktimizi alır ne dilimizi yorar ne de işimize engel olur!

Sonuç olarak bambaşka, farklı bir Ramazan için, belki de son Ramazanımız için artık hazırlanma vaktidir. Rabbimizin istediği şekilde bu huzuru yaşayanlara dünyada bayram, ahirette de cennet vardır.

Sehl İbn Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık o kapı kapanır, kimse oradan giremez."[7]



Yahya ŞENOL

Süleymaniye Vakfı  


 

 



 [1] Tirmizi, Savm, 1; İbn Mâce, Sıyâm, 2.

[2] Buhari, Savm, 2; Müslim, Sıyâm, 164.

[3] Buhari, Savm, 8; Tirmizi, Savm, 16.

[4] İbn Mace, Sıyam, 21.

[5] Buhari, Daavât 50, 67, Cihâd 131, Meğâzî 38, Kader 7, Tevhid 9;  Müslim, Zikir 44; Tirmizi, Daavât, 3.

[6] Tirmizi, Daavât, 146.

[7] Buhari, Savm 4, Bed'ül-Halk 9; Müslim, Suyâm, 166 (1152); Nesâî, Sıyâm, 43; Tirmizî, Savm 55.
 
İlgili Konular

PHP-Nuke

"Fırsatlar Ayı Ramazan" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

PageRank
PHP-Nuke
islam|islami forum|voylet
Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye